engelliler-dernegi

Bedensel Engellilerle Dayanışma Derneği

Abone Ol
Daha Fazla

BEDENSEL ENGELLİLERLE DAYANIŞMA DERNEĞİ KAÇ YILINDA KURULDU ?
1993 yılında bu derneği kurduk. Bir sandalye, bir masa ve aklımızda yalnız reform ve kafam kabullenemedi, dernek kurulduktan sonra 2, 3 güne yola çıktık sandalye dağıtacağım diye 13 yıl sürdü ve yirmi bine yakın o zaman sandalye dağıttım.

KAÇ ÜYENİZ VAR ?
Şuanda 1.600 civarında üyemiz var. Benim şöyle bir felsefem var üyelik önemli değil önemli olan ne kadar kişiye ulaştığımdır ve fikrii değişim aslında bu dernek çok reformlar yaptı 1990’ lı yıllardan beri dünyanın en büyük reformları yapıldı. Engelli bilinçlenmesi engelli alanında kalkınmalar yapıldı. Biz öncü liderler olduk Onca insan tanıdım, insanın ne mikrop olduğunu gördüm, ve gelinen şu çağda o kadar mikroplar kendilerini geliştirmişler ki. İnsana yardım etmek tehlikeli hale geldi kendi egolarını, kendi çekişmelerini yardım etmenin bile nerdeyse günah olduğu felsefesi gelişmeye başladı ve şuanda gelinen bu yapıda ki biz ameliyattan tut bir çok şey yapıyoruz hayata kazandırma sandalye dağıtıyoruz, kiralık evler tutuyoruz, evleri donatıyoruz, kiralarını veriyoruz ve hatta biz vakıflaşma kararı vakfı kurduk şuanda onayı bekleniyor. Yıllarıma geri dönüp baktığımda artık akşamları ben ağlıyorum. Ben ne büyük bir sıkıntılarla hastane dönemini kapattım ve bir engelli olarak 21 yaşımda okumayı öğrendim. Okumadan sonra hayata atıldım hayata atıldıktan sonrada savaşımda çok ağır bedeller ödedim sonra arkama döndüğümde arkamın kaynadığını gördüm ve aklım öyle bir düzeye geldi ki hani hamdık yandık Elhamdülillah’ a döndük. Ben şuanda yani genellikle akşamları değil hemen hemen sabah ezanlarında yatar insan oldum çalışa çalışa ben burada kalıyorum yani şu görmüş olduğunuz sedirde yatıyorum önemli olan neyi başarabildik ve bu huzurla uyumaktı, insanlar uyuyor aynı zamanda evlere yardım dağıtımına giderken hep bir sevinç duyuyoruz. Bazen de düşünüyorum güneş doğuyor hiç kimse yok sabah oldu herkes uyuyor ve kimse beni buralarda bilmiyor, ve ben kimlere umut oluyorum bilmiyorum bazen gözümden yaş geliyor ne oldu, ne yapıyorum dalıp gidiyorum. Sonra gidiyorum yardım dağıtıyorum.

HANGİ TİP ENGELLİLER SİZDEN ve ÇALIŞMALARINIZDAN YARARLANIYOR ?
Aslında biz ortopedik engellilerle ilgili, bedensel engelliler değil de bir kıstas seçmen gerekiyor yasa gereği biz kıstasımızı bedensel engelliler olarak ancak benim felsefemde ne şu engel grubu, ne bu engel bu grubu değil elimden geldiğince buna yardım etmeye çalışıyoruz zihinsele de yer veriyoruz hayata kendimde bir engelli grubu olarak ve 21 yılda başkanlığını yaptığım için kurduğumdan beri benim içinde şu engel tanımlamasını yapmak çok zordur zaten o engel tanımlamasını yapan toplumun bir dışlayış şeklinde sorunlar var.

Benim amacım hepsini kalkındırmak, kalkındırmak olmasa bile kalkındırmak bir geleneksel yapı olarak algılanmamalı en azından buradan boş dönmemeliler, yardımcı olmalılar. Ama bir kuru erzak olur, ama ameliyat, ama bir felsefe olur yani mutlaka ve mutlaka yardım edilmeli, edilemiyorsa da onu rencide etmeden olmalı. Ancak içim yaralı, samimi duygularımla söylüyorum içim yaralı. Ben yaklaşık şuanda 1960 doğumluyum herhalde ben 45 yıldır falan engelliyim insanı çok iyi tanıdım artık. Çünkü insanla çalışmak zorundayım, selam vermeye bile korkuyorum selamı verenler bile bir diyet ister hale geldi. Topluma çıkamıyorum ben araba sürüyorum kendim her yere gidiyorum ki yardımları dağıtayım inana biliyormusunuz engelli plakamı gördükleri halde inanamazsınız üzerime araba sürenler ve sıkıştıranlar var. Yolun dışına atmak isteyenler var. Yani bu yüzden Allah ben sosyal demokrat bir insanım ve Millet Vekili adaylığımda oldu o zamanlar savaştım ama insanlardan Yemin ederim korkuyorum özellikle bu sene daha çok korkmaya başladım bu kadar değişim görüyorsunuz dünyayı. Ben dünyayı izlemek zorundayım gözlemek için, çünkü bu sorun sadece ülkemiz için değil ama dünya adeta engellik yaratan bir fabrika, bir sanayiye döndü. Sanayi kolları kuruldu. Yok Işid olayı, yok bilmem ne olayı görüyorsunuz işte. Bunlar aslında nasıl bir vahşettir ki önce bir felsefe vahşetliği var şuanda kurulmuş bir olay değil nasıl bir felsefe ki böyle bir olay yaratıyor birileri. Trafik kazaları, engelli üreten merkezler bugün sanayi kollarından tut, çevre kirliliğinden tut, hekimlikte bile bir çok kazalar yapılıyor.

DERNEĞİN SOSYAL, KÜLTÜREL ve SPORTİF ÇALIŞAMALARI HAKKINDA BİLGİ VERİRMİSİNİZ ?
Derneğimiz daha önce spor konusunda da tabiî ki çabalarda bulundu ancak bizim derneğimizin bir özelliği spor çok yoğun bir alan olduğu için en çok biz sanata, kültüre, engelli sunumunun bir bölümünü seçtik resim sergileri, resitaller, konserler farklı farklı alanlarda farklı türde son derece biz aslında başarılı da oldu bu olay ancak artık sanatı istediğin gibi yapamıyorsun mesela bizim bu Pazartesi resim galerisi de var. Ancak artık sanat yapmak zorlaştı çünkü Türkiye’ nin kültüründe sanata düşkünlük, kaliteyi artırma kendini geliştirmek olarak bakılmıyor. Artık Ayşe gitti bende gideyim farklı bir misyona büründü resmen hemen hemen sürekli etkinlikler yapardık sanat etkinlikleri şimdi azaldı. Birde ondan gelir beklemek daha farklı oldu. Yani şuanda işte Pazartesi, Salı günü ne kadar başarılı olacağımız konusunda tam bir bilgim yok.

ÜYELER ARASINDAKİ DAYANIŞMA, KAYNAŞMA, BİRLİK ve BERABERLİK İÇİN NELER YAPIYORSUNUZ BU KONUDAKİ PROJELERİNİZİ ANLATIRMISINIZ ?
Şuanda bu sene özellikle gelinen bu noktada bir tıkanma var, korkunç bir tıkanma var. Gerçekten bunun, zaten o tıkanmaların açılımlarını da görüyoruz. Dünya siyaseti değişti, ekonomisi değişti Türkiye politikalarında yapılar değişti. Her şey değişti. Şuanda aslında sanki böyle şey var bekle gör ! Bekle gör ama neyi bekleyeceksin, neyi göreceksin. Şuanda bekle gör de ne var benim idrakimde çünkü benim bir araştırma yönümde var. İdrakimde bugünleri çok arayacağız gibi geliyor. Sanat akımlarında bile bir değişim var. Hayatın kendisi her boyutu ile kendi gelişen bir sanat akımı gibi işte bugün taksim de gösteri olacak, işte Güneydoğuda bir şey olacak, ve onların dalgaları bile farklı olduğu için apayrı bir şiddet canlı sergiler gibi sanat akımı gördük. İşte 3 kişi öldü 5 kişi öldü öyle bir şey oldu ama biz hayatın içinde tam bir yere varmak için ben size çok ilginç bir tespit söyleyeyim. Ben yıllardan beri sürekli savaştım özellikle bu sene beni dışarıya çıkardılar işte çeşitli yerlere götürdüler restaurantlara, tatillere vs. korkunç korktum ben. Sanki bütün toplum o kesimlerin, belli kesimlerin bir yarışı var bir umursamazlığı var bir lükslüğü var ve ikili ilişkilerin boyutları bile yalan, yalın ve kendilerinin özel türlerini gördüm yani yok eden. Biz kendimizi kapalı tuttuğumuz için bazı şeyler gördüğümüzde bize çok uçuk geliyor hatta bize uçuk gelirken bazı şeyleri de söylüyorlar, kırmakta istemiyorlar Kemal Bey gördüğün ne ki diyorlar bunlar çok normal ‘’nasıl yani’’ diyorum. Yani ‘’sen bir şey görmedin ki’’ diyorlar. ‘’Ama bu bununla çıkıyor yarın onunla çıkıyor’’ diyorum. ‘’Ama bu normal’’ diyor. Sadece bu örnekler değil bir sürü örnekler var. Artık engellilik alanında savaş verirken biz savaşımızın doğru noktalarını yakaladığımızı sandığımız an aslında öbür tarafa baktığımızda gelinen boyutun çılgınlığı ve o vurdum duymazlığın biz taktiklerimizde çok geri kaldığımızı gördük ki böylesine bir hayatın içerisinde yer alanlar daha farklı bir engelli yapısına girince dışarıda çılgın bir hayat yaşıyor ve toplumun bilmediği, biz savaş verirken biz tanımlama koyamıyoruz. Ne yapsak mutsuz, ne yapsak fevri, ne yapsak yetinemiyoruz. Biz bu sefer öbürünün kirasını da versek, karnı da doysa mutlu iken de bu sefer biz aşamıyoruz kendimizi ve o beklentilerinin bizden devamlı yapmak mecburiyetindesin gibisinden algılıyoruz ve orada daha da zorlanıyoruz çünkü kaynak bunların zorlu yönleri. Kiralık ev beklentileri var. Suadiye, Bostancı gibi elit yerler.

ANAKENT ve YEREL BELEDİYEDEN, VALİLİK ve KAYMAKAMLIKTAN RESMİ YADA ÖZEL İŞLETMELERDEN DESTEK GÖRÜYORMUSUNUZ, BU DESTEKLER NELER OLUYOR ?
Valla görüyoruz dersek yalan olur kendi bünyelerinde bir takım yerler var onlarda bunlara ilgi gösterirken , yardımcı olacaklarını beyan ederken aslında sınıflandırmayı da görüyoruz. Sendensin, bendensin ve ağzına balda farklı sürülüyor. Hele hele bir farkın varsa kesinlikle kesinlikle o kapıdan da girebilirler. İnsanlar sınıflandırıldı. Şuan da gelinen noktada biz ülkemiz de 9 milyon engelli var. Onlara çözüm bulmaya çalışırken şuan da Türkiye adeta atağa geçti. Çatışmalar, dışarıda ki çatışmalar, içeriye alıp ta tedavi edeceğim diye içeride göçsel yerleştiriler, trafik kazalarının artması, sanayi kollarını da kazaların artması doğumlar da ürenişler Türkiye’ de dengeler aslında psiko olarak baktığında çok büyük tramvaya doğru gittiğini görüyorum. Aslında insanın yıldızına baktığın zaman 4 kişilik bir insanın yemeğini yiyip 4’ ü ap ayrı ama çok dev gibi bir kafa yapısıyla olduğunu beyan eder evlere çekildiğinde ap ayrı bir özelliktir. Kişi kendi yapısına döndüğü zaman farklıdır ama ortam psikolojisine göre de kendi uydurma farklılığı vardır.

SAĞLIKLI YAŞAMI SÜRDÜREN HER BİREY BİR ENGELLİ ADAYIDIR. ENGELLİ ADAYLARINA BİR MESAJINIZ VARMI ?
Şimdi engelli adayı, engellilere benim herhangi bir tavsiyem yok. Biz tavsiyeden çok aslında devletten beklentilerimiz var. Biz sadece tavsiyeyi sağlamlaştırmayı yaparız inanın biz ayakta zor duruyoruz. Biz dokuz milyon topluma çıkmak koşullar bize göre değil annelerimiz, babalarımız bize ne ikram ediyorsa, ne sunuyorsa, ne yaşam verebiliyorsa onunla ilgili yaşamın içerisinde yer alıyoruz. Önemli olan en büyük tehlike bu insanlıkta bizim hayatlarımızda mutsuzluğumun onlar kat katını yaşıyorlar. Önemli olan bu insanlara kesinlikle engelli gözüyle bakmamalılar. Yarın kimin ne olacağı belli değil ama engelli olduğunu da o yaşamda şu çağın kültüründen, sanatından, yaşama sevincinden bir engelli olsanız kurtulmanız mümkün değil.

ENGELLİLER TOPLUMDA KENDİLERİNE YER BULABİLİYORLARMI YOKSA TOPLUM AYRIŞTIRIYORMU ?
Bulamıyorlar, bulmaları da çok zor. Toplum bunu sağlıkla ayrıştırıyor. Yani bir çok etkenler oluyor ama dediğim gibi yaşamı bırakmamak lazım. Yaşamı sadece kendimizden sorumlu, ailemizden sorumlu gibi değil de toplumun bir bütünlüğü de önemli. Bugün zaten değil mi ki herkes kendi kendine bırakıldığında bu siyasetler, bu koşutlar bu hale geldi.

NEDEN BİR ENGELLİ BAKAN OLAMIYOR GENEL KURMAY BAŞKANI YADA VALİ OLAMIYOR BU KONUDAKİ GÖRÜŞLERİNİZ NELERDİR. BUNUNLA İLGİLİ ÇALIŞMALARINIZ VARMI ?
Şimdi Millet Vekili adaylığı AK Parti’ den daha önce oldu ancak tabiî ki daha sonra şuanda engelli Millet Vekili varlığı değerlimi inanın bilmiyorum. Çünkü engelli Millet Vekili olsa siyasi partiler kendilerini o engelli kendilerini anlatmak için bir mücadele etmiyorlar. Engelli Millet Vekili olsa bile onları temsil etme hakkı verilmiyor. Siyasi anlayışın bütünlüğünde başkanı ne derse o olur.

ENGELLİLERLE İLGİLİ HÜKÜMET POLİTAKALARINI NASIL BULUYORSUNUZ ?
Şimdi tabii ki AK Parti diğer anlamda ilk defa bu engellilerle ilgili bir takım gelişmeler yapıldı ama bu tamamlandı, tamam demek mümkün değil. Çağın gelişimine göre yapılanma oldu ama iktidar olan bu çağın sorumlusu olan iktidarlar esasına baktığın zaman yapmamış anlamına da geliyor. Dokuz bin engelli var biz niye buradayız yani bu kadar engelli var neden toplumda değiliz, neden sanayi kollarında değiliz. Bu kadar engelli var neden toplumda değiliz, neden kenardayız ? Bizim gibi kurumlar bunu temsil eden kurumlar neden yeterince destek görmüyor. Devletin ilgilenmediği konular sosyal sorumluluk olarak bizler onları topluma entegre etmeye ve devlete kazandırmaya çabalarken neden teşvikler görmüyoruz ? Neden bizi ziyaret etmiyorlar, neden bir bakanlık bakanlığa bağlı olduğu halde bir bakanı, bir ekibi görmüyoruz. Devlet sadece ceza ve inceleme olaylarına bakarsak bu toplumun gelişmesi ve engelli ve hayata entegresi mümkün değil. Devletin anne ve baba olduğunu söylüyorlar, biz devletten ne anne gördük ne de baba. Tabii ki bunlar baba ve anne olarak bakılması lazım. Biz tarifi katı olacak ama toplumun gerçekleri olan bizleri yetim ve farklı kişi olarak algılamaması lazım. Bugün dokuz milyon engelli ailesiyle birlikte yirmi üç milyon kitle ile dokuz milyon engelli var baksan bile bunun topluma mali unsurları vardır. Yani bu maliyetler bile bir tüketimdir. Düşünebiliyor musunuz bugün Yunanistan’ ın nüfusu kadar engellimiz var. Onun topluma maliyetleri yansımalı, kendi maliyeti gibi düşünülmelidir. Devlet burada neyin karın da ve eğer bir başka açıdan yani şuan da ki iktidar açısında en vahim olan böylesine kitleler olduğu, sosyal yapı gereği biz onlarla ilgileniriz mağdur bırakmamalılar. Çağın modelleri çok değişti aydınlanan bir Dünya ancak aydınlanan Dünya’ nın da yaratılan bir açısı vardır. Yok Işid’ ler, onlar bunlar insanların kafalarıyla top oynuyoruz. Şiddet görüyoruz, bunları çocuklar görüyor. Sokaklarda kadınlar dövülüyor. Kimse kimseye yardım edemiyor, korkuyor. Yani müdahale edenin vay haline. Bizim bile burada güvencemiz yok.

VERMEK İSTEDİĞİNİZ MESAJINIZ VARMI ?
Aslında benim tek beklentim ben bir engelliyim yaşım 1960 doğumluyum. Bir kız bir erkek iki çocuğum var. Hayata bir engelli olarak bakıyorum çok şeyler başardım, çok şeylerden yoksun kaldım. Bakıyorum sağlam kişilere bütün yaşamın içinde ne kadar sağlamsınız. Ne kadar şanslısınız. Ne kadar güzelsiniz. Ama ne kadar boşsunuz. Allah’ ım çok şeyleri vermiş ama kendini tanımlama da yoksun insanlar var. İnsan kitlesi kimisi yani her şeyden mutsuz, bazıları intihar edeceğinden söz ediyor. Böyle insanlara baktığım zaman Allah’ a şükür ediyorum. Biz ilgiye ve şevkat bekliyoruz, fazla bir şeylerde beklemiyoruz. Sizin beklentilerinizle bizim beklentilerimiz farklı değil aslında. Ben buradan yalnız çıkamıyorum, ben bu yoldan yürüyemiyorum, ben Kartal’ a en yakın gidemiyorum, ben evime ulaşamıyorum. Her şey bir engel, her şey katı bir kural. Ben toplumdan bir şey bekleyemiyorum, ben sinemaya gidemiyorum, ben denizi seviyorsam seviyorum diyemiyorum, ben minübüse binemiyorum. Peki ben kimim ? Dokuz milyon engelli kim ? Bunun tanımlamasını yapmayan devlet anayasaları yapan bu organların bulunduğu bu ülkede kim kimin hakkını savunduğunu iddia edebilir ? Yatırım yapılırken turizm sektöründe engelliler yer almıyor. Otelde kaldığımda oda verseler bile engelliye uygun hiçbir şey yok. Seni geri planda tutuyorlar. her şeyde bir yoksunluk var. Peki biz kimiz ? Ben kendimi nasıl ortaya koyacağım ? Biz sosyal bir insan olarak, biz gönül insanıyız. Ben kurum olarak elimden gelen yardımı yapıyorum, ama benimle bitmiyor ki bu devletinde ilgisi lazım. Sen devlet olarak Mimarlar odasına bir görev vermişsin, mimara diyemez misin burası engellilere de uygun olacak. Ulaşım dairesine diyemez misin ulaşımda servis araçları böyle olacak. Ulaştırma bakanlığı diyemezmi trenler böyle olacak. Sağlık bakanı diyemezmi ki hastaneler böyle olacak. O zaman sorun ne ? O zaman biz neden devamlı erteleniyoruz ? Yarın sende engelli olabilirsin. Bakın ben hiç okumadım. Biz sekizbin kişiye bakıyoruz. Ben diktatör değilim haşa olamazdım da ama bir felsefe vardır, ben bir felsefeyim. Onlar okumamış adamların idealleri ve belli bir yükseliş noktasında yeniden çağın bir takım değerleri de farklıdır. Onlar benim ayaklarım. Ama onların olmaması da önemlidir. Önemli olan benim duruşumdur. Aşağıda bir sürü çalışanlar var ve hepside benden maaş alıyorlar. Ben Abd’ yi de inceledim ve karar vererek inceledim. Türkiye’ nin yapısına güvenmiyor olayı değil artık yardımda bile büyük şirketler güvence arıyor. Türkiye’ nin güvencesinin yanında iç işleri bakanlığı kamu bölümünde görevli ve ulusal sistemi merak ediyorum. Hatta bana hesap soramaz ben hesap sorarım.Öyle bir noktaya geldim ki itiraf edeyim, gözlerimden her gün yaş geliyor. Bunun nedeni insanı yeni çağda tanıyorum. Umurumda değil. Engelli umurumda değil. Yardımı bela ile yapanlar var. İnan acı çekiyorlar. Ben 1970 yılında engelli koğuşlarında, 1981 yılında hastaneden çıktım. 1993 yılında burayı kurduğum o zamanları arıyorum. Anlayış ve kalitesini arıyorum. Şimdi teknoloji var, her şey boş. Sokaklar, ara sokaklar, ışıklar insan kaynıyor.

KEMAL DEMİREL KİMDİR? SİZİ TANIYA BİLİRMİYİZ?
1960 doğumlu 10 yaşında yanlış ameliyattan Zeynep Kamil hastanesinde belden aşağı felç kaldım 1970 yılında belden aşağı felç kaldıktan sonra 1981 yılına kadar 11 yıl Zeynep Kamil hastanesinde yattım ve 1970 yılından 1981 yılına kadar yattıktan sonra 1981 ihtilalinden sonra ihtilalin bir çocuğu gibide topluma karıştım 1981 yılında tabiî ki çıktığım yerde bodrum katıydı 5 kardeştik annem ben belden aşağı böyle bir durum olduktan sonra kendisi Zeynep Kamil hastanesinde çalışmaya başladı, bende evde tek kalıyordum. Kolay bir yaşam değil, ancak tabiî ki yaradılış olarak çok farklı bir kişiliğim vardı. Bir kere 10 yaşında belden aşağı felç olupta o hastanede yatan bir kişinin 11 yıl o hastanede yatması kendi psikolojisini koruması, aslında kolay bir anlatım değil bu. Devrimlerin adamıyız, kaybedecek hiçbir şey yok, ancak kaybedecek o kadar şey varken bir direnme oldu. Direnme niye oldu onu da bilmiyorum. Ancak zaman zaman hastane her yıl 3 ayda bir kapatıldı, boşaltıldı tadilattan. Saat 5’ ten sonra tek ben kalıyordum hastanede işte kapının önünde bir ışık vardı. Sandalyemle çıkar, sandalyemin sağ tekerini kitlerdim sola doğru dönerdim, sağa doğru dönerdim. Böyle enterasan bir hayat yaşadım 11 yıl, ve zaman zaman da kendimi adapte eder o koridorun sonuna gidebilmeyi çok isterdim. Ancak buna cesaret ettiğimde de o koridorları geçerken sağlı sollu odalar 6’ şar, 7’ şer yataklıydı ama o 6’ şar, 7’şer yataklı hastanede en korkuncu olan hastanede serumlar bırakılmış, yataklar dağıtılmış bir vahşet demeyeyim de sanki böyle terk edilmiş ama cap canlı bırakılmış bir model vardı. Kolay bir şey değildi oralardan çıktık sonra işte 1981 yılında hastaneden çıktıktan sonra annem hastanede yani eve çıktık annem hastanede çalışıyordu. Bir daktüle edindim, okuma, yazmada bilmiyordum. Okuma, yazmayı kendimce öğrendim. Yazılarımı gazetelere, köşe yazarları ona buna yolluyordum sesimi duyurmak için. Sonra sesimi duyurdum ancak nasıl bir ruh hali onu da bilmiyorum. Sanki içimde bir ben vardı. Birde beni bir yere götüren başka bir ben vardı. Öyle bir adaptasyon vardı ki hiç olumsuzluğu düşündürmeyen devamlı bir yere götürmek isteyen bir farklı grup vardı ama nasıl öğrenilir bu durum nasıl edinilir, buralara nasıl geldiğimi onu bilmiyorum ama biri götürüyordu sanki içimde ben anladım ve hastaneden çıktıktan sonra bodrum katında kalırken boyumu çok aşıyordu cam yüksekti oraya çıkardım,dış kaldırımla cam aynı yüzeydeydi, inmek için de oradan aşağı atardım kendimi bir buçuk metre falan Böyle bir hayat sürdüm ondan sonra yazılarım tutuldu, onu da mektuplara döndürdüm, mektuplar gelmeye başladı. Sonra taşındık. Taşındıktan sonra Örnek mahallesine orda daha çok yazılar yazdım. Çekyat yanında da bir masam vardı orada da yatardım işte orada yazardım. Eve kim gelirse mektuplarımı ona attırırdım. Kolay bir devrim olmadı ama bu hisleri aktarmakta kolay değil çünkü bugün geldiğim bu imparatorlukta o dönemi unutmak istiyorum. Çünkü unutmak istememin nedeni kişiye anlatılacak hiçbir değeri yok. Aslında bütün her şeyin temeli o ama acı, dram, sefalet çok vardı derken bir gün kapı çaldı, baktım bir bayan ben dedi ‘’şeçmen görevlisiyim’’ 2 yada 3 saat geçti görevli olduğunu hatırlıyor ve ‘’pardon’’ diyor. Benimle sohbet etmek hoşuna gidiyor ondan sonra aradan 3 ay geçiyor tezi yazılacakmış daktülo var dar diye bende kapıyı çalıyor tezi yazacağız. Olayı anlatıyor, tez olayı onun hayatının tezi ve beni kaçırarak evleniyoruz. Şuan da 16 yaşında kızım Ecenaz, 18’ inde oğlum Ünal Alparslan eşim su ürünleri mühendisi bir engeli yok böyle bir hayat.

Yorumlar kapalı.