arifözdemir

Arif Özdemir “Biz Toplum Olarak Üretmiyoruz”

Abone Ol

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bağımsız denetçi Arif Özdemir’e Türkiye’nin ekonomik durumu, siyasi durumu, Cumhurbaşkanlığı seçimi, adaylar, torba yasa ve mali af konularında sorular sorduk.

Biz sorduk, Arif Özdemir cevapladı. İşte Arif Özdemir’in cevapları…

1) Ülkemizin içerisinde bulunduğu ekonomik durumu özetler misiniz?

Türmob’un bilanço dergisinde yayınlanan bütçe verilerine göre, bütçe dört ayda 4,2 milyar açık verdi.
Bütçe 2014 yılı nisan ayında 2.7 milyar’tl yılın ilk dört ayında 4.2 milyar’tl açık verdi. Nisan ayında bütçede 1.1 milyar’tl faiz dışı oluşurken, Ocak – Nisan döneminde 13.6 milyar’tl faiz dışı fazla verildi.

Bankalarda karlarda yabancıya teslim İsmmmo’nun türk bankacılık sisteminde yabancılaşma adlı raporuna göre 49 bankadan 37 sinde yabancıların hissesi var. Satın alınan banka paylarının bu günkü değeri yaklaşık 27 milyar dolar. Son 12 yıllık yabancı karı ise 17 milyar doları aştı.

Dünya bankası verilerine göre milli gelir 18 bin 390 dolar 2014 mayıs ayın da yayınlanan dünya kalkınma göstergeleri raporundaTürkiye’nin milli geliri 2012 de 1 trilyon 360 milyar dolar. Bu rakam çok az çünkü ileri ülkelere baktığımızda bizimle aynı nüfusa sahip olanlar 4 trilyon dolar milli gelirleri mevcut. Demek ki bizler üretmiyoruz . Ne var ne yok satarak dedelerimizin mirasını yiyoruz. Dünya bankası Türkiye’nin 2013_2014 döneminde yıllık ortalama büyüme oranın yüzde 3,5 olacağını tahmin etti.

Yine bu rapora göre 2012 yılında işsizlik yüzde 10 olarak gösterildi.

Ekonomi bakanlığının yayınladığı rapora göre ise uluslar arası doğrudan yatırım girişi 2014 yılı mart ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 49,5 artarak 4 milyar 184 milyon dolara ulaştı.

Yukarıdaki makro göstergeler ışığın da ekonomimizin iyi bir yolda olmadığını söyleyebiliriz. İnsanın suya nasıl ihtiyacı varsa ekonominin de demokrasiye ve özgürlüklere ihtiyacı vardır. Tek başına ekonomi yetmez çünkü toplumsal olaylardan etkilenir.

Dış borçlanmaların çok yüksek olduğu, özelleştirmelerin hızla yapıldığı ve yok pahasına satıldığı liberal ekonominin uygulandığı bir sistemde adaletsizliklerin olacağı bilinen bir gerçektir.

Taşeron sisteminin yaygınlaşması ile birlikte yeni bir kölelik sisteminin yerleşmesi kaçınılmazdır. İnsanlar açlıktan ölmek dense yerin altında veya üstünde ölmeyi tercih etmektedirler.

Vergi gelirlerinin reel olarak düştüğü, vergi dışı gelirlerin artırıldığı vergi sisteminde gelir dağılımının kağıt üzerinde yüksek gösterilmesi gerçekleri değiştirmeyecektir. Herkesin mükellef olduğu ve gelir beyanı verdiği ve her türlü gideri göstere bildiği, kayıt dışı gelirlerin ortadan kaldırıldığı kayıtlı bir ekonomiye geçildiği zaman daha paylaşımcı ve dahada eşitlikçi bir yaşam biçimine kavuşuruz.

Yüksek vergi oranları da vergi toplamada bir engel teşkil etmektedir. Örnek kdv yüzde 18’dir buda kayıp ve kaçağa neden olmaktadır. Bu konuda kurumsallaşamamış şirketler , küçük esnaf ve kobiler diye tarif ettiğimiz firmalar çok zorlanmaktadır.

Türkiye ekonomik anlamda üretimden çok tüketen bir ülkedir. Sebebi de sistem olarak Turizme ,finans piyasalarına ve tüketime ağırlık vermiş olmasıdır. Yani üretmek ve sanayileşme yerine hizmet sektörüne ve finansa dayalı ekonomik bir model uygulamasıdır. Şu sıralar inşaat sektörü ekonomimizi ayakta tutmaktadır. İhracatta ise şuan ırak durağanlığı yaşanmaktadır bu durum tüm orta doğu ihracatımızı etkilemektedir.

Tüm bu olumsuzlukların altında karma ekonomi yerine liberal ekonomik sistemin uygulanması, işçi işveren barışının olmayışı demokrasi ve özgürlüklerin uygulanmayışı barış ortamının sağlanamaması ve siyasetin yüzde ellileri değil herkesi kucaklaması sağlanamamıştır.

Ben inanıyorum ki kayıplarını ülkemiz kısa zamanda telafi edecektir.. Bu gün kredi kullanmayan iş adamı yok denecek kadar azdır. Tüm işletmeler kredilerle dönmektedir. Bu anlamda şirketlerin finansman giderleri çok büyük rakamlara ulaşmış. İnsanların ve firmaların gelecekleri borçlandırılmıştır. Bu borçlanmalarla da geleceğimiz ipotek altına alınmıştır. Yıllık ihracat 150 milyar dolar ithalat ise 300 milyar dolar iç ve dış borç toplamı 740 milyar dolar bu sonuçların yorumunu okuyuculara bırakıyorum.

2) Ülkemizin içerisinde bulunduğu siyasal durumu yorumlar mısınız?

Siyasal istikrarın sağlanması ekonomik sistemimizle birebir bağlantılıdır. Hükümet uygulamaları ile söylemleri arasında muaazzam farklılıklar vardır. Bu söylemler halkı ikiye bölecek noktaya gelmiştir.

Mesele başbakanın yüzde elliyi evde zor tutuyorum. Demesi Ergenekon, balyoz, parelel söylemleri zaten eskiden beri dillendirilenlerdir. Siyasetin hele hele hükümetin görevi mağdurları oynamak değil varsa bunları ortaya çıkarmak olmalı şikayetle bir yere varılmaz. Bu kutuplaşmalardan kaçınılmalıdır siyasi er özelliklede başbakan ve hükümet.

Cumhuriyetin kuruluş felsefesini mutlaka korumalıdır. Bu gün kamu oyundaki geriye dönüş algısı ortadan kaldırılmalı ve parlamenter sistem korunmalıdır. Çağdaş toplumlar da kimseye bireysel ayrıcalıklar tanınamaz. Tüm düzenlemeler toplum için olmalıdır.

Bu gün gördüğümüz toplumumuzu bir algının yönettiğidir. Tamamen algı yönetimi uygulanmaktadır. Kendi toplumumuz için ne yapılması gerekiyorsa onlar yapılmalıdır. Siyaset geleceği okumaktır. Bunu başaran toplumlar hep var olmuştur.

Biz geçmişimizi unutmadan bu günü ve yarını tartışmamız gerekiyor yani geleceği bu güne taşımamız lazım. Hükümetin ab ve dış politikaları iflas etmiştir. İçerde de seçim barajı sayesinde hükümranlığını devam ettirmektedir.

Siyasi prtiler yasası ve seçim yasasını hiç ağızlarına almıyorlar işlerine gelince batıyı örnek alırlar ileri demokrasiden bahsederler biz anlıyoruz tabi. Biri tutturmuş temayül öteki tutturmuş eğilim ama hiç biri seçim kurulu gözetiminde yapılmıyor.

İşlerine gelince iki dudakları arasında isim belirliyorlar bu siyasi yapı içinde ülkemize barış, demokrasi ve özgürlük gelmesi mümkün mü. Hak arayanlara bile anayasadan kaynaklanan hakları kullandırılmıyorsa bu ülkede siyasetin değerlendirilmesini nasıl yapalım.

Partiler millet vekillerini, belediye başkanlarını yaşamadıkları yerlerde aday göstermelerini bizi alıştırdılar da şimdide meclis üyelerinin yaşamadıkları yerlerde seçilmelerine alıştırıyorlar.

Siyasetin finansmanının şeffaf olmadığı hiç bir yerde şaibeden kurtulamazsınız.. Siyasetin ve ekonominin mutlaka denetimi şarttır. Denetimin olmadığı yerde kayıp ve kaçak olacaktır. Tüm ekonomik ve siyasi kurumlar bağımsız kurumlarca denetlenmelidir. İleri demokrasilerde böyle oluyor. Hele hele siyasi partilerde doğru dürüst bir muhasebe düzeni yoktur. Tüm örgütleri işletme defteri yani gelir gider yöntemi uygulamaktadır. Acilen bu konularda düzenlemeye gidilmelidir.

Stk ların önündeki örgütlenme engelleri kaldırılmalıdır. Bir ülke’de demokrasinin gelişmesi stkların katkıları ile mümkün oluyor. Sosyalleşmeyi sağlayacak olan kurumlar stklardır. Bu gün İskandinav ülkelerinde ve batıda siyasal istikrar ve demokrasi stkların katkılarıyla kurumsallaşmış ve yerleşmiştir.

3) 5 siyasi partinin ortak adayı olan “ÇATI ADAY” İhsan Ekmeleddinoğlu için ne düşünüyorsunuz?

Çatı adayını kamu oyu gibi bende tanımıyorum fakat 5 partinin bir aday etrafında birleşmesi çok önemlidir. Bunun siyasi sonuçları mutlaka olacaktır. Tanımadığım biri ile ilgili yorum yapamam. Ancak görev yaptığı kurum da küçümsenecek bir kurum değil hep beraber yaşayıp göreceğiz.
4) Cumhurbaşkanları adaylarını değerlendirir misiniz?

İç ve dış barışı kendine ilke edinmiş halkın değerleriyle barışık demokrasi ve insan haklarından bahseden statükoyu değil değişimi ve dönüşümü yenilikleri benimseyen ülkemizin menfaatlerini düşünen ve ona göre davranan çağdaşlaşmayı hedefleyen ilerici aydınlanmacı ve ezilenlerden yana taraf olan adaylar bu seçimde bence ön plana çıkacaktır.

Ancak adayların belirlenmesinde bence kafa karışıklı mevcut cumhur başkanını halkın seçmesi önemlidir. Fakat yine bir dayatmayla karşı karşıya kaldık adayları partiler mi aday gösterir yoksa adaylar kendilerimi aday olurlar burası karışık.

Millet vekilleri aday gösterir diyorsa kanun partiler neden karışıyor. Sade vatandaş kendisi aday olamıyorsa illa milletvekilleri vaya partiler aday gösterecekse o zaman bu adaylar halkın adayı olamazlar gösterenlerin adayı olurlar kısacası millet vekilleri, belediye başkanları ve partilerin örgütleri gibi atama ile aday yapılıyor biz belirledik siz oy verin diyorlar buda ileri demokrasi oluyor.

Tc vatandaşı olan birinin kendiliğinden çıkıp aday olamadığı bir ülkede halkın seçmesi ve oy kullanması temsili demokrasilerde ki uygulamalara uymuyor.

Bu açıklamalardan sonra görevlerinde bulunan adayların görevlerinden istifa etmeden adaylıklarına devam etmelerini doğal karşılıyorum. Çünkü sayın başbakan ve sayın Demirtaş bulundukları görevlerden yasada yazmasa bile etik olarak ayrılmaları gerekirdi bu çok önemli bir ayırımdır.

Bu değerlendirmelerden sonra halk cumhur başkanımı yoksa devlet başkanımı seçecek öyle anlaşılıyor ki başbakan seçilirse devlet başkanını seçmiş olacağız sayın İhsanoğlu seçilirse de cumhurbaşkanını seçmiş olacağız. Peki ne fark olacak, birinde yürütmenin başı devlet başkanı diğerinde yürütmenin başı başbakan olacaktır. Anayasaya aykırıda olsa da fiilen bu uygulama hayata geçirilecek Tayyip bey tarafından, akabinde bir taraftan da anayasa değişiklikleri çalışması 2015 genel seçimleri buna endeksli yürütülecek biz bunu sayın Özal Akbulut döneminde kısmen yaşadık fakat orda anayasal bir kriz yaşanmadı. Sayın ihsanoğlu seçilirse daha sakin bir Türkiye olacağını düşünüyorum.

Çünkü erkler ayrılığına ve TC’nin kuruluş felsefesine uygun yürütme yargı ve yasamanın görev yapacağını temsili cumhur başkanının olabileceğini şimdiden görmekteyim.

Sayın Demirtaş daha aktif enerjik özgürlükçü daha demokrat aday olarakta halkın belli kesiminin istediği kriterleri de taşımaktadır. Ancak Türkiye’yi kucaklayabilecek inandırıcılığı sağlaya bildiği ölçüde başarılı olacaktır. Cumhur başkanlığı seçimleri siyasi hayatımıza ve siyasette taşların yeniden nerelere oturacağını kartların yeniden karılacağı çok önemli bir tecrübe deneyim olacağına katkı sağlayacaktır.

5) Torba yasa ülkemiz için bir zaruret midir, toplum beklentisini karşılar mı?

Biz bu röportajı yaptığımızda torba yasa bütçe plan komisyonundan yeni geçmişti mecliste de on beş gün içinde görüşülmesi gerekir. (15 temmuz itibariyle ) Hukuk düzeninin alt üst edildiğinin en belirgin örneğidir. Bu artık torbayı da geçti çuval yasasına döndü. Yüzlerce kanunu ilgilendiriyor. Tam bir yap boz tahtasına döndü kanunlar.

Alelacele ve kendi hesapları için çıkarılanların tekrar tekrar değiştirilmesi tam bir hukuk tanımazlıktır. Sorunuz torba yasanın hangi maddesindeki hangi kanunla ilgilidir. Vergi aflarımı, soma ile ilgilimi yoksa ranta dayalı imarlamı veya kamulaştırmalarlamı yada sürülen memurun kazandığı davaların uygulanmaması için hukukun arkadan dolanılması mı sizce toplumun beklentisini hangisi karşılar.

Toplumun beklentileri , işsizlik azalsın iş kazaları ve ölümleri olmasın hayali değil reel milli gelir artsın, üretime dönük çarklar dönsün ülkemizde barış ve huzur olsun toplumun yarısı değil tamamı kucaklansın, ayrıştırma olmasın adaletli bir paylaşım sağlansın bu düzenlemelerde hiç birisi bulunmuyor. Toplumun kanayan yarası olan temel konular vardır. Örnek çalışma hayatına dönük taşeron uygulaması, işçi işveren uygulamaları, en önemlisi sosyal devlet olma ilkesidir..

Toplumun beklentileri bunlardır. Bunlarla ilgili bu güne kadar torba yasalarda iyileştirme değil aksine geriye gidiş mevcuttur. Kısacası toplumun beklentilerini torba yasalar değil köklü değişim yasaları ve hukukun üstünlüğü çözer bu işler pansumanlarla olmaz.

6) Türkiye hızla fiili bir başkanlık sistemine doğru sürükleniyor mu?

Başka bir soruda kısaca buna değinmiştim. Eğer başbakan seçilirse öyle görünüyor ki fiilen uygulamayı göreceğiz yasalar arkadan gelecek yani hukuk uydurulacak. Büyük kavga o zaman başlayacak . Anayasa’nın değiştirilmesi meclis çoğunluğu ile olmazsa halka gidilecek öyle görünüyor.

Başkanlık sistemi ve bu uygulamalar çok kısa sürede olacağa benzemiyor. Önümüzdeki beş yıl ülkemizin bu konudaki geleceğini şekillendirecektir.

Yorumlar kapalı.