Neden Hep Ezilen Kadın

Abone Ol

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kadına yönelik şiddet yaşam döngüsü içinde ele alındığında çok eskilere dayandığı görülür. Şiddet; egemen gücün ve ideolojinin kendi üstünlüğünü ve gücünü korumada gösterdiği tepkisel bir tavırdır. Egemen gücün en önemlisi ailede başlıyor,şiddetin meşruluğu ailede evin reisi babayla yada abiyle şekilleniyor.Aile yapısı şiddeti içeren davranışların ortaya çıkışında etkili olmaktadır.

Aile üyelerinin rollerinin iyi tanımlanmamış olması, birlikte geçirilen zaman,ailenin kendine has yapısı, duygusal paylaşımların yoğunluğu,ailede yaşanan stres ve çatışma yaratan olayların varlığı da önemlidir. Kadına yönelik şiddetin genel olarak, toplumların erkek egemen yapısından kaynaklanmaktadır. Erkeğin, yasalardan ve ataerkil geleneklerden kaynaklanan üstün konumu, kadının erkeğe hizmet etmesi ve erkeğin, alınacak kararlarda söz sahibi olmasını doğal gören bir bakış açısına sahip olması şiddeti beslemektedir.

Şiddetin gücü en önemlisi de toplumsal dayanağı ailede başlıyor. Babaların her zaman daha sert olmaları çocukları her zaman anneye daha çok yaklaştırmıştır. Baba, genel olarak otoriterdir. Ailesiyle kuracağı samimi sıcak bir ilişkinin otoritesini sarsacağından korkar, çünkü öyle yetiştirilmiştir. Erkekler ağlamaz, o erkektir yapar, karı gibi gülme, erkek adam ağır olur gibi sözlerle toplumdaki rol modeli yerleşmiştir benliğine. Ya kızlar; kız kısmı çok konuşmaz, sus, baban duymasın denilerek toplumdaki rolleri belirlenmiştir farkında olunmadan.

Tv de izlediğimiz, gazetelerde okuduğumuz haberlerin çoğu şiddete yöneliktir. Şiddet artık sokağa taşmıştır. Şiddet, psikolojik faktörler ile dış çevre arasındaki etkileşimin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Düşük benlik duygusuna sahip, istismar ve şiddetin bulunduğu ailelerde büyüyenler, empati yeteneğinden yoksun, sıklıkla, ya kendini özel olarak görenler yada ruhsal eziklik yaşayanlar, madde bağımlılığı ve anormal derecede kıskanç olanlar şiddete baş vurmaktalar.

Ya dayak atma, yaralama hatta öldürme olarak fiziksel şiddete, ya da, özgüvenini yitirmesine yol açmak, aşağılayıcı sözler söylemek, çalışmasına izin vermemek, elinden parasını almak, hareket özgürlüğünü kısıtlamak, ailesi ve arkadaşlarıyla görüştürmemek, kıskançlık nedeniyle kavga çıkarmak gibi yollarla kadını izole etme yoluna gider.
Ne gariptir ki şiddete maruz kalan kadın için mutlaka bir sebep aranır. Toplumsal yaşantımızda şiddeti o denli içselleştirmişiz ki dayağın mutlaka haklılık yönü olduğunu düşünürüz.

Kızını dövmeyen dizini döver demek yerine; toplumun temel taşları olan ve onlarsız bir toplum asla olunamayacağını görüp tarihin pek çok döneminde horlanmış. Sömürülmüş ve her türlü eziyete maruz kalmış kadınlara sahip çıkmamız gerekmiyor mu? Kadına yönelik aile içi şiddeti, sağlık hizmetleri, kolluk kuvvetleri, adalet hizmetleri gibi pek çok hizmet alanının ortak çabalarıyla önlenebilecek sorun olduğunu ne zaman göreceğiz. Kocasından dayak yediği zaman başvurduğu karakolda bu seferlik affet kocandır diyen görevli değil kendine sığınan vatandaşa sahip çıkıp koruyan duyarlı insan olmayı ne zaman öğreneceğiz.

Bu sorun toplum olarak hepimizin sorunu, kimse yarın ne yaşılacağını bilemez Bu nedenle; evde dayak yiyen çocuğa da kadına da karşı olmak, aile içi şiddete karşı olmak zorundayız
İnsanlığın onuruyla yaşaması için toplumsal şiddetin karşısında olmamız gerekir.

Yorumlar kapalı.