İşte Zafer Yakut’u Sonsuza Dek Yaşatacak Şiirleri

Abone Ol
Daha Fazla

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ani bir kalp krizi sonucunda hayata gözlerini yuman Maltepe belediyesi basın ve halkla ilişkiler sorumlusu Zafer Yakut’un sonsuza dek yaşayacak eserleri

BABAM VE SEN

Dün gece ilk kez babamı
gördüm rüyamda
ölümünden buyana
buğday tarlalarındaydık malikanın
her yaz olduğu gibi
elinde orağı demet demet yapardı
hasadın başağını
senden konuşurduk, zaman zaman
orak sesine aldırmadan
gözlerinden ışıltılar saçardı
seni anlattıkça
yağmur bulutları oluşurdu ansızın
gün akşama dönünce
şimşekler çakardı uzaklardan
daha yağmur başlamadan
bozkırlardan gelirdi kokusu

ovanın sise büründüğü akşamlarda
hep seni düşünürdüm
uzun uzadıya
hani hayalini kurduğumuz sevdaların
tükenmeyen güzelliği
gün gibi aklımdadır seninle
anlatıklarım
ne tenha kuytular seçerdik seninle
günışığından bile uzak
bazen yakalanırdık gökmavisine
elimizde olmadan
birden mavileşirdi özlemlerimiz
sevincimiz uçuşurdu derinliklerinde
yüreğimiz bütünleşmiş
tek umudun hayali vardı içimizde
mil dağını da görmeni isterim
duman bürümüş haliyle
böyle zamanlarda sığınağımız olur
rüzgarın uğultusu gelir doruklarından
çobanların kaval sesine karışarak
kuzular meleşirdi yamaçlarında
ilkbaharı andırırdı
yağmur sonrası
toprağın kokusu
özlemle dolardı sevgisi yüreğime
yaşadığım coğrafyanın

babamı da tanımanı isterdim
çok sevecektin benim gibi
sohbetine doyamadan
ölümü bile aniydi
bir akşam namazında
duygulu bir sesin titreyişi vardı
kelimelerinde
bir soluk esiyordu yüreğinden
içten ve dokunaklı
ölümü bekleyen bir ruh haliydi
bakışları kilitlenmişti bir noktaya
yaşadığı kareler geçiyordu gözlerinden
renkten renge giriyordu yüz ifadesi
bir ara gözlerinden ışıltılar belirdi
günışığına gülümser gibi
bir ferahlık duymuştu
tekrar donuklaştı
matlaştı yüzündeki canlılık
ürperdi birden
azraili görür gibi
ölüm uğultusuna kapıldı
sessizlik çökmüştü odaya
bir hüzün sarmıştı arkadaşlarını
hepsi de akranlarıydı
sevinci ve kederi
paylaşmıştı birlikte
yanı başındaydım
elleri avuçlarımdaydı
göz göze geldik birara
babacanca gülümsemesi
yoktu artık

ölüm yolculuğundayı
üzülme oğlum!
insan doğar yaşar ve ölür
yaşamın kanunu budur
kelimeleri
döğümlenmişti boğazına
ifade edemiyordu
hafifçe başımla onayladım
seni anlıyorum dercesine

evet candost!
bir nisan akşamıydı
doğanın canlı
varlıkların üretken olduğu
bir mevsimde yitirdim onu
ve ölümü onunla hisettim
hala yokluğunu yaşıyorum
artık onunla ne esrarlı karanlıklar
ne de bilinmeyen yıldızların
pırıltısı kaldı

ben böyle yaşarım
onsuz geçen zamanı
ve böyle anlatırım kendisini şiirlere
bütün sevdalara uğrak
sevgisine doyamadan
taşırım yüreğimde…

GÖKSUYA MEKTUPLAR
Sevgili Göksu, sana bugün sanal dünyada gelişen insan ilişkilerinden söz etmek istiyorum.

Biliyorsun, burası da bir dünya. Yani sanal dünya. Ülkeleri, şehirleri, kasabaları, köyleri ve hatta sokakları olan, içinde her sosyal sınıf ve tabakadan meydana gelen insanların yaşadığı, değişik adresler bağlamında bir birleriyle iletişim ağı içinde olduğu, özlemlerini, hayallerini aşk ve mutluluklarını paylaştığı bir dünya.

Burada çoğunlukla yalan sözlerin, gerçek hayatta insan ilişkilerinde başarısız olanların, içe kapanıklığın, kendine olan güvensizliklerin kol gezdiği bir dünya.

Buradaki insan ilişkilerini gerçek dünya ile kıyasladığımızda, uçurumlar kadar derin farklılıkların olduğunu göreceksin. Bu sanal dünyada sosyolog, psikolog, doktor, öğretim görevlisi, polisi, subayı bol olan, yaş ortalaması 25,eğitim ortalaması 2 üniversite ve Gayri Safi Milli Hasıla payı refah düzeyinin çok üzerindedir.

Emek harcamadan, üretmeden, laptoplarla kahve köşelerinde, parkta, büroda, evde, otel odalarında, hatta dağ başlarında bile sevgi ve dostluğu klavye tuşlarıyla tesis etmeye çalışan insanların kendilerine bu hayal dünyasında nasıl birer rol biçtiklerini ve nasıl kimliklere büründüğünü düşündükçe, insan ilişkilerinin ne kadar basitleştiğini, yozlaştığını ve toplumdan soyutlandığını göreceksin. Burada duygusal ilişkilerin dumura uğradığını, sevgiye olan bakış açılarının köreldiğini,

Üretkenlikten kopuk birer birey olduklarını görmekteyiz.

Bir monitörün ekranına hayatı sığdırmak ve kendini üretim gücünden alıkoyarak hapseden insanların gerçek hayatla karşı karşıya geldiklerinde, iki dünya arasındaki ilişkilerde uyum sağlayamadıklarını,bocaladıklarını görmekteyiz.

Gerçek dünyaya dönersek,

İnsanlığın var oluşundan bu yana, her çağda yaşanan insan ilişkileri büyük bir önem taşımıştır. Süreç içinde yaşam biçimlerinde değişimler olmuş, farklı boyut ve şekiller almışlardır. Ancak, bu ilişkilerin doğrultusunda, insanlar arası iletişim ve uyum sağlanabilmiştir.

Bağlılıklar güçlenmiş, karşılıklı saygı temeline dayalı birliktelikler meydana gelmiştir.

Süreç içerisinde gelişen insan ilişkilerini bireye indirgediğimizde, çok önemli olduğunu görüyoruz. Kendini çevreye ve topluma kabul ettirmenin yolu, dürüst, güvenilir bir yaşam biçimini sergilemekten geçer. Kendini bireysel olarak yetiştirmiş, kültürel birikim almış, bunu davranış ve tavırlarında da yansıtan kişi, topluma faydalı konuma gelmiş demektir.

O bireyin çevremizdeki yeri ve konumu gözle görülmektedir. Bir deyim vardır: Konuşanı bir kere dinlerim. Ama davranışlarıyla konuşanı iki kere dinlerim. Çok laf üretmek, insan ilişkilerini iyi biliyorum demek değildir.

Benim anlatmak istediğim, insan ilişkilerinin insan yaşamında çok önemli olduğudur. En büyük güç kaynağı insan sevgisidir. Bunu dikkate aldığımızda, beraberinde çok daha güzel şeyler getireceğine inanıyorum. Bir insanı en iyi anlayabilmenin yolu, empatiden geçer.

Her bireyin de senin gibi insanca yaşama hakkına sahip olduğunu kavradığında, bunu başarmışsın demektir. Hayatın her alanında geçerli olması gereken insani değerlerin, yaşamımızda çok daha farklı ve güzel birliktelikler oluşturacağına inanıyorum.

Güven ve hoşgörü sevgiye giden yolda, en değerli basamaklardır. Güzelliğin içinde sevgi, merhamet ve incelik taşıyan yaklaşımların var olması bizim için vazgeçilmez en insani değerlerdir…
Bu değerleri, sonsuza dek koruyabilmenin yolu da, karşılıklı güven ve saygı temelinde gelişen insan ilişkilerinden geçer…

HAMAL CEMAL

Adım cemal
yani hamal cemal
hamalıkla geçer günlerim
yaşamın ağırlığı
Hep omuzlarımda
Mahmutpaşa kaldırımlarında
iklim tanımam
yük taşımak
benim işim
yokluğun acısı da eklenince
omuzlarıma
kamburum daha da artar
çok insanlar tanıdım
varlıklısı orta hallisi
boyacısı işportacısı
kimide benim gibi
horlanmak ve azar işitmek
benim kaderim
Adım cemal
Hamal cemal diye çağrılırım
evde karım ve beş çocuk
hamal cemalin karısı
ve çocukları
mahallelide böyle bilir onları
yaşamak zor be kardeşim
bu eskiyen 14 üncü semerim
uğramadığım adres kalmadı
kapı numaraları ezberimde
avucum içi gibi bilirim
sokakları
mahmutpaşa kaldırımlarında
ayak izlerim
kasapların önünden geçerim
lokantalara hiç uğramam
bir baş soğan bir ekmek
yüz gram helva
öğlen yemeğim
arasıra içersem bir demli çay
ve ikinci sınıf sigara
günümü gün ederim
işim iyi olunca,
eve mutlu dönerim
tahsilim yok
okumayı yazmayı askerlikten
bilirim
yaşım 45, hanlarda geçti ömrüm
sırtımda semerim
gündüz ekmeğim
gece yastığım
tek sermayem
milli hasılada payım
bankaları tanımam
döviz bürolarını hiç bilmem
krediler, ihaleler, teşvikler
malı götürmek,
köşeyi dönmek,
anlamam böyle şeylerden
Adım cemal
Yani hamal cemal
Akşamları yatakta
hayatı düşlerim
karanlığa çizerim güzel yaşamayı
umutla uyulur
umutla kalkarım
Aşk nedir yaşamadım
filmlerden bilirim
erkenden evlendirirldim
karıştım çoluk çocuğa
Adım cemal
hamal cemal diye çağrılırım
gel cemal
git cemal
fır dönerim sokakları
işte böyle geçer günlerim
istanbulda mahmut paşada

KÜÇÜKYALI SAHİLLERİ

Küçükyalı sahillerini bilirsin
Geçen gün yine uğradım
Hava oldukça güzel
Gökyüzü mavi
Deniz berrak
ve pırıl pırıldı
bütünleşen bir mavilik
vardı doğada,
güneşin ışınları yansımıştı
dalgalara,
yakamozlanan bir renk cümbüşü
sunuyordu sanki,
Hele güvercinler!
Kondukları bağrı açık
Bu sahile,
Gagalarıyla topluyorlardı
Denizin karaya sürüklediklerini
Yiyecekleri,
Bir yandan maviyle yeşilin
Bütünleştiği bir nokta,
Diğer yandan karabatakların
Dalgalara dalışlarını görecektin,
Yanı başımda geçerdi
İnsan gurupları ve kalabalıklar,
Kahkahalarına karışırdı
Martıların sevinç çığlıkları,
Bir başkaydı!
Karşımda duran
Adaların ihtişamlı
Görünüşü,
İnan bir dünya kurmuştuım
İnsan ve doğa sevincinden
Hatırlar mısın?
Dostça karşılaşmıştık
Bu sahilde,
Ve O günü tekrar yaşamak
Geldi İçimden
O sınırsız güzelliklerde…

NETOÇKAYA MEKTUPLAR

Sana yazacağım bu dizelerim sıcak bir ilkbahar gününün düşümde uyandırdığı insan ve doğa sevgisinin bir kesitini oluşturuyor.

Küçükyalı sahillerini bilirsin. Geçen gün yine uğradım, hava oldukça güzel,

Gökyüzü mavi, deniz berrak ve pırıl pırıldı. Bütünleşen bir mavilik vardı doğada. Güneşin ışınları yansımıştı dalgalara, yakamozlanan bir renk cümbüşü sunuyordu sanki…

Hele güvercinler! Kondukları bağrı açık bu sahilde gagalarıyla topluyorlardı, denizin karaya sürükledikleri yiyecekleri. Bir yandan maviyle yeşilin bütünleştiği bir nokta, diğer yandan karabatakların dalgalara dalışlarını görecektin.

Yanı başımdan geçerdi insan grupları ve kalabalıklar kahkahalarına karışırdı, martıların sevinç çığlıkları, bir başkaydı karşımda duran adaların ihtişamlı görünüşü…

İnan ki bir dünya kurmuştum insan ve doğa sevincinden hatırlar mısın? Dostça karşılaşmıştık bu sahilde, o günü tekrar yaşamak geldi içimden o sınırsız güzelliklerde…

Yaşamın acımasızlıkları kadar güzellikleri de çoktur, can dost! Ne arasın kin, nefret, yokluk ve yaşanan savaşlar! Kim düşünebilir bu acıları, doğanın görkemli dünyasında?

Yaşamın tüm nimetlerini dostça ve kardeşçe paylaşmak varken, mide boşluklarını doldurmak uğruna birbirini boğazlayan insanları düşündükçe içimden acımak geliyor. Hele tüm insanı değerlerin kişisel çıkarların gölgesinde kaybolması, sevgiyle kucaklamaya çalıştığımız bu güzelim dünya için, büyük bir olumsuzluk değil midir? Yaşamı bağrında taşıyan ve onun güzelliklerinden faydalanmaya çalıştığımız bu doğanın kirlenmesine ve tahrip edilmesine, toplumun büyük bir kısmının seyirci ve duyarsız kalmasına çok üzülüyorum. Biliyorsun insan doğar, yaşar ve ölür. İnsan, yaşamında her zaman tutarlı ve karşılıklı saygı temeline dayalı bağlılıklar geliştirmeli ve bu temelde barış, sevgi, dostluk ve kardeşlik kavramlarını bir yaşam biçimi haline getirmeli…
Seninle hep bunu benimsedik, gittiğimiz her yerde, tanıştığımız her insanla bunu ifade ettik ve davranışlarımızla da kanıtladık…
Seninle her zaman ikiyüzlülüğün, çıkarcı mantığın ve günü kurtarma adına hareket eden kişiliklerin karşısında olduk.
Dostluğumuzu güzel bir sevdaya dönüştürdük, gün oldu aynı beyin, aynı kişilik olduk. Yüreğimizi güzellikler adına birbirine kattık.
Biz düşüncelerimizle yaşamımızı sorgulayarak, doğruyu bulma adına çalıştık ve böyle bir yaşam biçimi gerçekleştirdik…
Güven ve hoşgörü, bence sevgiye giden yolda, en değerli basamaklardır. Güzelliğin içinde sevgi, merhamet ve incelik taşıyan yaklaşımların var olması, bizim için vazgeçilmez en insani değerlerdir…
Bu değerleri, sonsuza dek koruyabilmenin yolu da, karşılıklı güven ve saygı temelinde gelişen insan ilişkilerinden geçer…
Sayesinde herkesin nefes alıp verdiği bu güzelim doğayı, hep birlikte korumak ve kollamak dileğiyle kalın sağlıcakla…

SANAT

Sanat; toplumların ekonomik sosyal siyasal, kültürel ve tarihsel olguları içeren, aynı zamanda, halkların yaşam biçimlerini kendi bağrında yansıtan bir aynadır. Halkların yaşam biçimlerini görüp öğrenmesidir. Sanat insalıkla beraber doğup, aşama aşama gelişerek, insanlığa en yararlı hizmeti sunmuştur.

İnsanlığın sorumluluğunu taşıyan sanat anlayışına karşı, sınıflı toplumlar gelişip boyutlanmaması için, daima engeller oluşturmuşlardır. Tüm olumsuzluklara karşı uygarlık kapısını açmayı başaran sanatın gücü karşısında başarısızlığa uğramışlardır.

Sanat aynı zamanda, toplumların gelişmesinde eğitim işlevi görmektedir. Sanat yapıtları; Önyargısız ve kuşkulardan uzak iyiye güzele ve en doğruyu olduğu gibi, yığınlara sunulmalıdır.

Zira toplumların yaşam biçimlerini içermeyen bir sanat anlayışı, gerçek işlevinden uzak kalır.

Dolayısıyla en güzel sanat anlayışı, toplumsal yığınlara hizmet edendir.

İnsanlıkla beraber varolan sanat, genel bir hizmetle iç içe olduğu zaman gücünü koruyabilmiştir. Bu gücü günümüze kadar halkların hizmetine sunmayı bilen sanatçıların sayesinde olmuştur.

Bu sanatçılar sanat tarihinde kendi yapıtlarıyla birlikte kendilerini kanıtlamışlardır. Onlarla birlikte içinde yaşadığı toplumun acılarını üzüntülerini özlemlerini ve genel yaşam tarzlarını, örtbas edip imparatorların sarayların ve hanedanların hizmetine sanatıyla kendini adamış ve onların çıkarları doğrultusunda sanatı bir koz gibi kullananlar da çıkmıştır.

Ama bu anlayış, sarayların sınırları içinde mahkum olmuş, gelişmeden kendini yitirmiştir.

Dolayısıyla, sanatçının ihtiyaç duyduğu temel kaynak halkların içinde bulunduğu yaşam kavgasıdır.

Bu kaynağı kullanabilmek bir sanatçı için yeterli olacağı düşüncesindeyim.

Bunu kullanabilmenin yolları; toplumun sosyo ekonomik yapısını ve kültürel değerlerinin o toplumun ihtiyaçlarına ne derecede yanıt verebileceğini, çağdaş bir ortama sürükleyen en önemli etkenin neler olduğunu, t oplumun bu koşullarda özlemlerinde asıl kavuşmak istediği bir yaşam düzeninin ne gibi özellikler taşıyacağını anlamak için yığınların yaşam kavgasındaki alanlara inip onların yaşantılarına katılıp acılarını üzüntülerini özlem ve öfkelerini somut olarak yaşayıp duyumsayarak zaman ve mekan boyutunda ele alıp değerlendirmekle gerçekleşir.

Sanat halkların hizmetinde olup, onları çağdaşlığa doğru yönlendirip ilerleten en büyük güçtür.

Fransız devrimini (1789) gerçekleştiren, halkını imtiyazlı düzeninin çağdışı uygulamalarından ve cüzamlı giyotininden kurtaran sanatçılardır.

Sanatın gücü yeterince kullanıldığı zaman, aydınlatamadığı karanlıklar aşamadığı engeller ve ele geçirmediği hedefler yoktur.

Zira bu gücü kullanmak önemlidir. Ünlü İrlandalı yazar ve şair Oscar Wilde’ nin sanat kavgasında boy gösteren gerçek sanatçıları ve sanatçı görünenleri ikiye ayırmıştır.

BİRİNCİSİ: her şeyin ederini bilip ve hiçbir şeyin değerini bilmeyen nankör kimselerdir.

İKİNCİSİ; Doğup büyüyen, büyüdükçe gelişen, geliştikçe olgunlaşan, olgunlaştıkça yeniden doğan kişilerdir.

Wilde kitlelerin hizmetine gerçek anlamıyla kendini adayan sanatçıların değerini ve ölümsüzlüğünü ikinci tanımda en açık şekilde vurgulamıştır.

Buna katılmamak mümkün değildir. Sanat mekanizmasını gelişkin ve güçlü kılmanın yolları, halkların yarattığı değerleri ve geliştirdiği olayları tüm yönleriyle ele alıp gerçeklerle bağlantılı ön yargısız mantıklı bir biçimde yapılan inceleme ve araştırma sonucuyla mümkün olabilir.

Yorumlar kapalı.