Mimarlar ve Mühendisler Grubu Bakan Ertuğrul Günay’ı Ağırladı

Abone Ol
Daha Fazla

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Çamlıca’ya Kırım’daki gibi bir ‘Ak Mescit’ yapılmasını önerdi ve yeni yapılacak caminin cesametiyle değil zarafetiyle öne çıkması gerektiğini savundu.

Mimar ve Mühendisler Grubu (MMG)’nun Akgün İstanbul Hotel’de düzenlediği kahvaltılı çalışma toplantısının konuğu T.C. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay oldu. Açılış konuşmasını MMG Genel Başkanı Avni Çebi’nin yaptığı toplantıda, T.C. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay sunum eşliğinde kültür çalışmalarını, şu anda yaptıkları faaliyetler ve projeler hakkında, gündemdeki Çamlıca Camii ve Taksim’in Yayalaştırılma Projesi hakkında bilgilendirme yaptı.

Ertuğrul Günay, konuşmasına Mimar ve Mühendisler Grubu’nun ”Siluetime Dokunma” çağrısından çok etkilendiğini belirterek başladı ve bu çağrı karşısında tüylerinin diken diken olduğunu söyledi. Mimarlık alanında inşa edilen ve edilecek olan mimari eserlerin tarihten kopmadan kültürle iç içe olması gerektiğini özellikle vurgulayan Günay, ancak bu sayede gelecek nesillere kaliteli tarihi mirasların bırakılabileceğini söyledi.

Bakanlık yaptığı sürece turizm ile kültürü birbiriyle özdeşleştirmeye çalıştığını belirten Günay, kültür olmadan yapılan turizmin eksik ve amaçsız kaldığını söyledi. Anadolu’da binlerce yıllık medeniyetlerin bıraktığı binlerce kültürel eserin olduğunu vurguladı.

Kültürel eserlerin çoğunun unutulduğunu ve kendi dönemlerinde bu kültürel eserlere tekrardan sahip çıkmaya başladıklarını; Urartu, Lidya, Roma, Selçuklu, Osmanlı, Pagan ve Hıristiyan döneminden kalmış her esere ayrı ayrı özen gösterdiklerini vurguladı. Kültürel zenginliklerimizin bir emanet olduğunu gelecekteki nesillere hakkıyla bırakacaklarının boyunlarının borcu olduğunu söyledi.

Milas’ta Selçuklu evlerini, Roma mozaiklerini ve Karya Lahdini bir alan içinde onarmaya çalıştıklarını ve üç farklı medeniyetin nasıl birbirinden etkilendiğini rahatça görebileceğimizi anlatan Günay, Anadolu dışında İstanbul üzerinde titizlikle çalıştıklarını anlattı.

Daha gençken yaptığı Akdeniz turunda Yunanistan Akropol,Roma, Floransa, Barselona ve benzeri tarihi şehirleri gezdiğini ve bu şehirlerden çok etkilendiğini ancak bu gezdiği şehirlerden hiçbirinin İstanbul kadar büyüleyici olmadığını, İstanbul kadar tarihi olmadığını özellikle vurguladı ve İstanbul’un dünyanın en güzel şehri olduğunu söyledi.

Ertuğrul Günay, İstanbul’da yapılan çok katlı yapıların İstanbul’un tarihi mirasını bozduğunu ve bu yapıları yapanların büyük bir açgözlülük içinde olduğunu belirtti.

İstanbul’da varolan veya varolmaya çalışan tarihi ve kültürel mekanlarına olduğunca özen göstermeye çalıştıklarını söyleyen Günay, çalıştıkları dönemde Sultanahmet civarında ki tarihi yapıların lojman olarak kullanıldığının tespit ettiklerini ve hemen bu lojmanların kaldırılıp tarihi yapıları koruma altına aldıklarını örnek gösterdi.

Bu örnek dışında birçok tarihi mekanı tekrardan hayata kattıklarını söyledi. Türk Tarih Müzesi’nin altındaki otoparkı, Topkapı Sarayı’nın avlusunda Matbaa Lisesi’ni, Topkapı Sarayı’nın içinde dört tane askeri deposunu kaldırıp hayata kattıklarını belirtti. Büyükşehirleri yöneten kişilerin Dresden’i, Floransa’yı, Madrid’i görmesi gerektiğini söyleyen Günay, restore edilen binaların tepesine reklam asmanın dünyanın hiçbir ülkesinde hiçbir tarihi mekanında olmadığını belirtti.

Ülkemizden çalınarak yabancı ülkelerde satışa sunulan kültürel eserlerin geri iadesi için çalışma yaptıklarını ve başarılı olduklarını belirten Günay, Süleymaniye Külliyesi’nin altındaki dükkanların önceki dönemlerde satıldığını ve şu anda satış yapılmadığını direk olarak deri imalatı yapıldığını söyledi.

İmalat sırasında tehlikeli maddelerin külliyeye büyük derecede zarar verdiklerini sözlerine ekledi. Bu durumu düzeltmek için büyük bir çaba sarf ettiklerini ancak hala tarihi Külliye’nin durumunun iyi olmadığını belirten Günay, Beyazıt’ta bulunan Koca Ragıp Paşa Kütüphanesi’ndeki vahim durumu kısmen düzelttiklerini ve restorasyonun bitmek üzere olduğunu söyledi.

Ertuğrul Günay, mimari teknikler ve yapı malzemesi bu kadar gelişmişken, oturup var olanlardan birinin taklidinin yapılmaması gerektiğini savundu. Günay, Çamlıca’ya yapılacak caminin iki binli yıllara yakışır, İslam mimarisinin geleneğini koruyan, büyüklüğü ile değil güzelliği ile ön plana çıkan bir cami olması gerektiğini ifade etti.

”Marifet büyük bir şey yapmak değil zarif bir şey, güzel bir şey yapmak.” diyen Bakan Günay, yeni caminin boğaza mücevher gibi dizilmiş camilerin tacı olması gerektiğini söyledi. Günay Çamlıca’ya, Kırım’da bulunan Ak Mescit gibi bir cami yapılması önerisinde bulundu. ”İstanbul’da bir Ak Mescit yok. Böyle mücevher gibi bir şey yapalım. Bakın Kırım’da var, Kazan’da var ama İstanbul’da yok. Cesametiyle değil zarafetiyle ortaya çıksın, pırıl pırıl olsun. Tacın yakutu gibi orada gözüksün. Hatta adı da Ak Mescit olsun.” dedi.

Türkiye’de olan tarihi yapıları ellerinden geldikçe korumaya çalıştıklarını ve dikey yapıları yapmak yerine tarihimize insanımıza uygun yapıların inşa edilmesi gerektiğini, Akdeniz mimarisinde karşısında çıkan kaliteli tarihi yapıların bu emsalsiz şehirde görmek istediğini ve yeni, açgözlü, rant mimarisinin inşa ettiği yapıları görmek istemediğini söyleyerek konuşmasını tamamladı.

ÇEBİ: AVM İNŞA EDEREK DÜNYA DEVLETİ OLUNMAZ

Programın başında bir konuşma yaparak gündemde olan özellikle şehircilik üzerine yapılan çalışmalarda herkesin duyarlı olması gerektiğini ifade eden Mimar ve Mühendisler Grubu Genel Başkanı Avni Çebi, gelecek nesillerin mimari ve kültürel eserlerimizi görüp göremeyecekleri, koruyup koruyamayacakları ya da kullanıp kullanamayacakları hakkında endişe içinde olduklarının altını çizdi.

Çamlıca Camii tartışmalarına değinen Avni Çebi, hem proje süresinin kısa olmasından hem de özgün bir tasarımın yapılamamasının nedenlerini şöyle izah etti:

”Yapılacak projeler, malzemesiyle, mimarisiyle, estetiği ve fonksiyonuyla bugünün birikimini geleceğe taşıyacak bir yapıda olması gerekirdi. Bizler MMG olarak böyle bir camii için uluslararası yarışmaların düzenlenmesi gerektiğini ifade etmiştik. Yarışma yapıldı ama verilen süre çok kısaydı. Memleketimizde geleceğe ait abidevi bir eserin yapılması için mimarların, şehir plancılarının, sosyologların heyecan duyacağı bir atmosfer maalesef oluşturulamadı” diye konuştu.

Bugünü ve geleceği yansıtan bir eseri ortaya koymak için çalışılması gerektiğini ifade eden Avni Çebi, geleceğe damga vurabilecek mimar ve mühendisler yetiştiren Türkiye’nin, özellikle bu hassas proje için aciz gözükmemesi gerektiğini söyledi. Türkiye’de cami sorununun olmadığını, neden böyle aceleye getirildiği sorusunun sorgulanması gerektiği, yapılan yarışmanın iptal edilip mimarlarımıza yeterli sürenin verilmesi, yeni imkanlar tanınması gerektiğinin altını çizdi.

Çebi konuşmasını şöyle tamamladı:

”Bugün Türkiye, gelen 10 milyon turisti 30 milyona çıkartmak istiyorsa, bunu AVM’ler açarak yapamaz, tarihini ve kimliğini koruyarak, geleceğe taşıyarak yapabilir. Eğer muhafaza etmemiz gereken değerleri koruyamazsak, bundan 50 yıl sonra kurduğumuz şehirlerde biz insanları neye davet edeceğiz? Niçin insanlar İstanbul’a gelsin? Tüm dünyada yapılmaya çalışılan, şehirleri aynılaştırmak… Binlerce yıldır oluşturulan kültürel birikim, estetik değerler ve farklılıklar aynılaştırılma sürecinde kaybediliyor. Acaba o peşinde koştuğumuz konut projeleri bizleri geleceğe taşıyacak mı? O çok katlı yapılarda insanlarımız yaşlandığı zaman, yada özürlü olduğu zaman yaşayabilecek mi? Çok katlı yapılan binalarda bir arkadaşımız felç geçirse çoğu binada bir sedyenin gireceği asansör bile yok.

Bugün 4+4+4 eğitim sistemine geçiliyor ama 5.5 yaşındaki çocuklarımız 3 katlı bahçesi olmayan okullarda okutuluyor. Çocukların ilk osyalleşmelerinde okullarına yürüyerek gidip gelebilmeleri lazımken, sürekli ellerinden tutularak servislerde taşınan insan konumuna düşüyorlar.’

Yorumlar kapalı.