Şükran Kahraman Biber

Abone Ol
Daha Fazla

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Soğuk bir kış günü rüzgâr keskin bir şekilde suratları zımparalıyor zor bela yürüyordu sokakta insanlar. Kardan dolayı çok sevdiğim için kışı, belki hissetmiyordum sevgimin sıcaklığı ile dışarıda buz kesen havayı. Aheste aheste gidiyordum eve kışın ve yerdeki karın tadını çıkararak. Evimin köşesine geldiğimde hav hav sesi ile irkildim birden bire. Ses çok yakınımdan geliyordu ama göremiyordum nedense.

Sağıma soluma baktım göremedim, etrafımda dönüyordum ki; kendini aradığımı hissettiğinden bir kez daha havladı buradayım dercesine. Yolun kenarındaki taksinin ön tekerinin kenarına büzülmüş, açım hem de çok üşüyorum alsana beni dercesine kara gözleriyle yüzüme çaresizce bakan minik köpeği gördüm. Ama birkaç kez büyük köpeklerin saldırısına uğradığımdan küçük de olsa korkuyordum ona yaklaşmaya. Rahmetli babamın; insanda olsa hayvanda ‘gözlerinin içine bakın’ dostluğunuzu anlatmak için sözü geldi aklıma.

Korkma dedim, yalvarırcasına bana bakan gözlerine bakarak, ben dostum. Eğildim başını okşadım konuşarak, onu sevdiğimi, dost olduğumu zarar veremeyeceğimi hissettirerek. Öyle bir bakışı vardı ki yüzüme, bir kez daha havladı o minicik bedenindeki küçücük yüreği ile teşekkür edercesine. Yaşasın dedim içimden sonunda benimde köpeğim oldu, ama ya sahibi varsa? İnşallah yoktur dedim kendi kendime. Yeni köpeğim elimde hızlı adımlarla yürümeye başladım eve. Alırlar diye içime düşen korku ile.

Anne dedim sevinçle; misafir getirdim, yolda buldum sahibi çıkarsa veririm yoksa benim oldu. Annem alışkındı, bendeki hayvan sevgisinden doğan bu tür sürprizlerime. Hemen yıkayalım, çok üşümüş karnı da aç, yuvasını ben yaparım. Annemin bir şey söylemesine fırsat vermeden peş peşe sıralıyordum lafları nerden çıktı bu demesin diye. Pür telaş yıkadım kuruladım iyice kurusun hastalanmasın diye kalorifer peteğinin üzerine oturttum. Sen burada otur, sakın aşağı inme, sana yemek getireceğim uslu uslu bekle dedim sevgiyle okşayarak. Yeminle anlıyordu beni hav dedi başını öne sallayarak. Kemik suyuna çorba yapıp içine de ekmek doğradım oh ne güzel olmuştu yavrunun karnı doyacak. Birazda kemik onun yutacağı kadar küçük olacak.

Balkona koydum sevimli küçük yeni arkadaşımı çorba tasını da önüne. Düğme kadar burnuyla önce kokladı bu ne diye, hınzır; et kokusunu alınca yalanarak başladı yemeye. İlk lokmayı aldı başını kaldırıp bir kez daha havladı teşekkür edercesine. O bile biliyordu, çoğu insanın bilmediği yapılan iyiliğe teşekkür etmesini.
Ama buna kalacak yerde lazımdı, evde bakamazdım apartmanda yasaktı annem de de koah vardı. Acilen çare bulmam lazımdı. İnsanlar dışarıda beş dakika duramazken, yavruyu nasıl bırakırdım bu vicdansızlıktı. Kazan dairesi çok kocamandı elbet yavruyu da yer vardı. Koşarak indim kocaman bir boş koli buldum oh be dünyalar benim yavrunun yeri de hazır oldu. Üşümesin diye marangoz olan yan komşumdan kolinin altına biraz talaş tavukçudan da saman aldım bu iş tamam.

Ona yer bulmanın verdiği büyük mutlulukla telaşla çıktım yukarı ve biber gözün aydın sana bodrumda yuva hazırladım. Bu arada unuttum adına biber taktım. Küçük bir yavruya sahip çıkmanın verdiği huzurla daha mutluydum artık.
Veteriner komşuma sağlık kontrolünü ve aşısını da yaptırmıştım, onun hasta olmasına ya a ondan kaynaklanan nedenden zarar görmesine dayanamazdım mahallenin çocuklarının da. Gel zaman git zaman biber bana ve mahalleye mahallede bibere çok alışmış maskotu dahası mutluluk kaynağımız olmuştu biberimiz.

Her sabah aynı satte acıktığını haber veriyordu bana 4 değil 3 kez havlayarak. Aramızda öyle güçlü bir sevgi ve bu sevginin getirdiği sempati doğmuştu ki biberimle, tamam duydum geliyorum havlama diyordum balkondan yavaş bir sesle. Susup bekliyordu sabırla hasretle. O muhtaç o küçüktü kendimden önce onu doyurmalıydım, akşam yemeğinden ayırdığım tavuk kemiklerini ve bir kâseye koyduğum sütü uçarak götürüyordum küçük arkadaşım bibere.

Beni görünce arka patilerinin üzerine kalkıyor ön patilerini de birleştirip teşekkür ediyordu kendi dilince.
Aradan üç ay geçti böylece, biber benim bende biberin en iyi arkadaşı olmuştuk aramızdaki o büyük sevgiyle. Çarşıya da beraber gidiyorduk pazara da, karda da oynuyorduk beraberde kayıyorduk o önde ben arkada sımsıkı tutuyordum kayarken düşmesin yanmasın canı diye. Bahar gelmiş kar yerden kalkmıştı, arada biberi bodrum kapısının önüne çıkarıyor mahallenin çocuklarıyla oynamasına izin veriyordum. Çocuklar biberle, biberde çocuklarla mutluydu onlarla top oynamaktan koşup yuvarlanmaktan.
Biberle çarşıya gideceğimiz bir gün evde unuttuğum telefonu almak için geri döndüm bibere; sen buradan ayrılma hemen geliyorum diyerek.

Çocuklarda yoktu o gün sokakta, içime doğmuştu sanki kaybolacağı üç adım atım sakın dedim biber sakın orda bekle. Hav hav dedi olur ayrılmam dercesine. Telaşla çıktım eve telefonumu aldım ve indim biber yoktu bıraktığım yerde. Biber oyun mu yapıyor ki dedim seslendim biber biber diye. Ama ses vermiyordu hav hav buradayım demiyordu biber, dört döndüm evin etrafını yuvasına defalarca baktım içine saklanmıştır diye yoktu ki biberim. Gözlerimden akan yaşlarla telaşla koşuyor avazım çıktığı kadar bağırıyordum biber nerdesin ses ver diye. Yok, yok yoktu işte. Soğuk kış günü arabanın ön tekerinden alıp büyüttüğüm, ona yuvalar yapıp üşümesin diye patikler ördüğüm biberim yoktu.

Pazardan gelirken bana yardım edeceğim diye torbamın kenarından ısıran biber ses vermiyordu bana en iyi arkadaşına. Beraber geçirmiştik o soğuk karlı kışı sıcacık sevgi dolu yüreğimizle köpekler sadık olurdu nankörlük yapmazdı ki sahibine. Biberimde nankör değildi çalmıştı besbelli biberimi hırsızın biri ve kapanmaz bir yara açmıştı yüreğime.

O günden sonra üç ay biberimin sesi geldi kulağıma gitmedi sevimli yüzü gözümün önünden günlerce. Her sabah aynı saatte biberimin sesini duyuyordum üç kere hav hav hav ben acıktım nerdesin diyordu sanki yine. Baktığım her yerde biberi görüyor her hav sesine biber geldi diye koşuyordum büyük bir heyecan ve ümit ile. Biberimde gelmedi içimdeki yarada kapanmadı bunca sene.

Meğer ne zormuş insanın çok sevdiği arkadaşını kaybetmesi. Kaybedince anladım ki ondan çok şey öğrenmiş, sevgi, dostluk sadakat gibi gerçek değerleri.
Hayvanda olsa onlara sevgi şefkat ve dostlukla yaklaşmanızı sizinde onlardan çok şey öğreneceğinizi ve elinizdekinin değerini kaybetmeden öğrenmeniz dileği ile sizin biberleriniz hiç kaybolmasın.

Yorumlar kapalı.