Dünyadaki Deprem Riski İstanbul’da Ele Alınıyor

Abone Ol
Daha Fazla

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Uluslararası Sismik Riskin Azaltılması” konulu konferans Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, BM Genel Sekreter Yardımcısı Margareta Wahiström ve Başkan Kadir Topbaş’ın katılımıyla İstanbul’da başladı. Cemil Çiçek, uluslararası camia terör, küresel ısınma ve deprem konusunda daha çok işbirliği yapmalı” dedi.

Türkiye’de yaşanan iki büyük depremin 10. yılında 81 ilin ve 25 ülkenin yöneticileri İstanbul’da bir araya gelerek deprem konusunu ele aldı. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı, İstanbul Valiliği ve Dünya Bankası’nın desteğiyle düzenlenen “İstanbul Uluslararası Sismik Riskin Azaltılması Konferansı” Şişli Grand Cevahir Otel’de başladı.

Konferansa Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Azerbaycan Olağanüstü Haller Bakanı Kemalettin Haydarov, Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Margareta Wahiström, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Vali Muammer Güler’in yanı sıra, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanı Hasan İpek, Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürü Memduh Aslan Akçay, Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, Türkiye Kızılay Derneği Başkanı Tekin Küçükali ile çok sayıda yerli ve yabancı yönetici katıldı.

Bakan Çiçek; “Deprem konusunda daha çok uluslararası işbirliği şart”

Konferansın açılışında konuşan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, uluslararası camianın, terör, küresel ısınma ve deprem konusunda karşılıklı bilgi ve tecrübe aktarımı yaparak düzgün işleyen bir mekanizma kurması gerektiğini belirterek, “Uluslararası kuruluşlarımız da ayağı yere basan uygulamaya konulabilir tedbirleri ortaya koymalı” dedi.

Uluslararası camianın işbirliği yapması gereken terörden sonraki ikinci konunun küresel ısınma olduğunu ve bu konunun insanlık için giderek felaket olmaya, birçok kayıp ve zararlara sebep olacağının anlaşıldığını vurgulayan Cemil Çiçek, kısa süre önce İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde yaşanan mevsim dışı yağışlar ve olağanüstü durumların bu işin habercisi olduğuna işaret ederek, bir ülkenin tek başına küresel ısınmaya yönelik tedbir almasının yetmediğini söyledi.

Benzer bir toplantının aynı anda Kopenhag’da yapıldığını ve gelen haberler doğruysa, orada da laftan öteye çok fazla bir şey olmadığını, iyi niyet mesajlarının bulunduğunu ve herkesin kendi bildiğini okumaya devam ettiğini kaydeden Çiçek, bu toplantıların sadece nutuk çekilen, iyi temennilerde bulunulan toplantılar olmaktan çıkarılması gerektiğini, bunun için de toplantıların ayağı yere basan tedbirlerle sonuçlandırılması gerektiğini dile getirdi.

İstanbul’da 10 yıl önce büyük bir deprem felaketi yaşandığını, felaketin acılarını belli ölçüde telafi etmeye çalıştıklarını anlatan Çiçek, ancak bu felaketin uluslararası dayanışmanın ne kadar büyük önem arz ettiğini gösterdiğini ifade etti. Bu tür felaketlerin sadece ekonomik kayıplara neden olmadığını, beraberinde pek çok sosyal travmaları ve acıları da getirdiğini ifade eden Çiçek, yaşanan büyük felaketin ardından Türkiye’nin önemli kararlar aldığını ve bu kararların da arkasında olduğunu belirtti.

Bu çerçevede yürürlüğe konulan projeler bulunduğunu hatırlatan Çiçek, ayrıca merkezi planlamanın bu tip olaylarda acıları paylaşmak, azaltmak ve tedbirleri etkin bir şekilde yürütmek yerine, tam tersi sonuçlar verdiğini gördüklerini kaydetti. Çiçek, bunun için yetkiyi yerel yönetimlere vermeyi tecrübe edindiklerini ve bu kapsamda da önemli mevzuat ve yasal değişiklikler yaptıklarını, kurumsal düzenlemeleri de sürdürdüklerini söyledi.

Afetle ilgili yetkiler tek çatı altında toplanıyor

Başbakan Yardımcısı Çiçek, 17 Aralıktan itibaren birden fazla müdürlük ya da bakanlık düzeyinde merkezi idarede toplanan birimleri tek elde toplamaya başlayacaklarını belirterek, bir işe müdahalede birden fazla kuruluş varsa esas işlerin ortada kaldığını, herkesin olumlu bir iş yaptığı zaman “Ben yaptım”, olumsuz bir durum olduğu zaman da “Benim yetki alanıma girmiyor” tarzındaki bürokratik mazeretlerle konuya yaklaştığını dile getirdi. Bunun da acıları azaltmaya yetmediğini vurgulayan Çiçek, bu nedenle yetkinin tek elde toplanması, sorumluluğun tek bir makamda olması için yeni bir yasa çıkardıklarını ve belirtilen tarihten itibaren 3 ayrı bakanlık bünyesinde faaliyet gösteren genel müdürlükleri tek çatı altında toplayacaklarını anlattı.

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, bundan sonra görevi de sorumluluk ve imkanları da valilere ve büyükşehir belediye başkanlarına vermeye hazırlandıklarını vurgulayarak, bununla ilgili bir mevzuat çalışmasının da taslak halinde olduğunu, çalışma biraz daha olgunlaştırdıktan sonra kamuoyunun bilgisine sunarak, tartışmaya açacaklarını söyledi.

Bu tür durumlarda sivil toplumun rolüne de işaret eden Çiçek, sosyal dayanışmanın temini bakımından sivil toplumun daha fazla öne çıkarılması gerektiğini, yeni yapılanmada onların katkı, destek ve görüşlerine de ihtiyaç duyduklarını belirterek, “Uluslararası camianın, 3 konuda (terör, küresel ısınma, deprem) karşılıklı bilgi ve tecrübe aktarımı yaparak, işleyen düzgün bir mekanizma kurmalı. Uluslararası kuruluşlarımız da ayağı yere basan uygulamaya konulabilir tedbirleri ortaya koymalı. Başta terör olmak üzere bu tedbirlerin gereğini yapmayanları, uluslararası toplumdan dışlayarak, dünya kamuoyu önünde teşhir edecek bir sonuca varması gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

Başkan Topbaş altyapı ve koordinasyonun önemine dikkat çekti

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da yakın tarihe kadar Türkiye’nin ulusal ve bölgesel ölçekli planlarının olmadığını, Türkiye’nin arazi kullanım kararları, hangi alanların nasıl kullanılması, limanların, tarım alanlarının hangi bölgelerde oluşturulması gerektiği konularında ulusal planların bulunmadığını belirterek, bütün bu eksikliklerin AK Parti Hükümetleri ile kendi belediye başkanlıkları döneminde giderildiğini söyledi. Bugüne kadar Türkiye’de şehirler ölçeğindeki afetler karşısında reflekslerin geliştirilmeye çalışıldığını ifade eden Başkan Kadir Topbaş, “İstanbul geçmişten bugüne ciddi depremler yaşamasına rağmen, 1996 yılına kadar Başbakanımızın belediye başkanlığı dönemine kadar Belediyede Deprem Müdürlüğü dahi yoktu. Yerel yönetimlerde böyle bir birim kurulmamıştı” dedi.

1998 yılına kadar İstanbul’un 2. derece deprem kuşağında kabul edildiğini anlatan Kadir Topbaş, şöyle konuştu; “Bir başka açıdan bakıldığı zaman, 1998’e kadarki statik verilerin hep ikinci dereceye göre alındığı düşünülürse, yapılar hakkında iyi düşünmek gerektiğini söylemek zorundayım. 1998’den sonra yaşanan deprem ve geliştirilen refleksler, kurumsal çalışmalar ve gelinen noktalar küçümsenmeyecek kadar çok. Hedefleri doğru koymak gerekiyor. Biz burada özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak Deprem Müdürlüğü bünyesinde nasıl hareket edeceğimiz, gelecek adına nasıl davranış göstereceğimiz konusunda çalışmalarımızı yaptık. Önemli olan, afet öncesi alınan tedbirler. İstanbul’un jeolojik haritaları, sismik haritaları, yoğunlaşma alanları belirlenmemişti. İstanbul’un jeolojik haritaları başta olmak üzere risk boyutlarının haritalarını çıkardık. 1/100.000’lik çevre planı çerçevesinde bu alanlar tespit edildi. Kentin her metrekaresinin içinde afet riskleri de olmak üzere bir dizi bilimsel kriterler çerçevesinde alanlar belirlendi. Zemin davranış özellikleri, zemin sıvılaşması faktörlerini göz önünde bulundurarak bu çalışmayı bitirdik.”

Bu kapsamda, bilimsel altyapı, acil müdahale ve destek hizmetleri ile koordinasyon çalışmaları olmak üzere 4 çalışma gerçekleştirdiklerini anlatan Başkan Topbaş, “Bilimsel çalışmalar çerçevesinde, sismoloji ve jeoloji alanlarını kapsamakta olan çalışmalar sayesinde depreme daha dayanıklı bir çalışmayı bitirdik. Bölgeleme sistemi dahil, afet önleme, azaltma temel prensiplerini ortaya koyduk. Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi ile birlikte deprem güvenliği master planı çalışmalarını bitirdik. Deprem riski taşıyan alanlarda deprem dönüşümü adı altında adımlar atıyoruz. En riskli 10 ilçemizi belirledik. Zeytinburnu’nda bin 280 konutu kapsayan deprem dönüşümü adımını başlattık. Ayrıca deprem riski taşıyan alanlardaki vatandaşlarımıza yaşam alanı oluşturmak adına TOKİ ile birlikte 60 bin konutluk bir proje gerçekleştirdik. Öte yandan, afet anındaki reflekslerle ilgili Afet Koordinasyon Merkezinde (AKOM) çok ciddi ekipman oluşturduk. Haberleşmeden araç gerekçelere kadar her türlü teknik donanımla çalışmalarımızı çok iyi bir seviyeye getirdik” diye konuştu.

Vali Güler; “Deprem kredilerinin yerel yönetime verilmesi çok isabetli”

Konferansın açılışında konuşan İstanbul Valisi Muammer Güler ise, İstanbul’un afetlere karşı hazırlık çalışmalarında, ulusal ve uluslararası seviyede etkin bir rol oynayabilecek bilgi birikimine sahip ve çevresinde model olabilecek uygulamaları hayata geçirmeyi başardığını söyledi. Afetlerle ilgili tecrübelerini paylaşacak birçok ülke gibi Türkiye’nin de deprem başta olmak üzere çeşitli doğal afetlerden etkilenen bir konumda olduğunu vurgulayan Vali Güler, şöyle konuştu;

“Sanayileşmiş ve nüfusun yoğun olduğu bir ülkede gerçekleşen, sonuçları bütün ülkeyi etkileyen 1999 yılında yaşanan iki büyük depremin, aynı zamanda afete yönelik yaklaşımlarımızda da bir dönüm noktası olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Yaşanan bu felaketlerin ardından afet zararlarına yönelik birçok çalışma başlatıldı. Bunlardan bazıları alanında ilktir. Doğal afetlere maruz diğer ülkeler tarafından da örnek alınan uygulamalardandır. Konferans süresince Türkiye ve İstanbul’da yürütülen çalışmalar ve uygulamalar hakkında pek çok detaylı bilgi sunulacaktır. Ulusal ve uluslararası tecrübelerin bir araya gelmesi ve hem sismik riskin azaltılması hem de toplumların refahı ve geleceği için de büyük önem arz etmektedir. Bu amaçla İstanbul, uluslararası sismik riskin azaltılması konferansının bir öğrenme, deneyim ve bilgi paylaşımı platformu olması hedeflenmektedir. İstanbul, afetlere karşı hazırlık çalışmalarında ulusal ve uluslararası seviyede etkin bir rol oynayabilecek bilgi birikimine sahip ve çevresinde model olabilecek uygulamaları hayata geçirmeyi başarmıştır.”

Proje uygulama birimlerinin artık Başbakanlıktan illere verildiğini ifade eden Güler, “İstanbul örneğinde olduğu gibi hazinemizin borçlandığı Dünya Bankası ile Avrupa Yatırım Bankası kredileri, doğrudan doğruya il özel idaresine vali emrinde oluşturulan proje uygulama birimine verilmiş, inisiyatif burada gerçekleştirilmiştir. Hükümetimizin konuya yaklaşımı son derece isabetlidir. Bu yaklaşımın, diğer konularda da uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir” dedi.

“Bundan sonradaki çalışmalarda, yerel yönetimlerin, ağırlıklı olarak büyükşehir belediyelerinin inisiyatiflerinin artırılması, merkezi yönetimin geç, verimsiz ve pahalı şekilde gerçekleşen uygulamalarının yerine daha isabetli kararlarla hayata geçirilmesinin doğal afetler bakımından önemli olduğuna inanıyorum” diyen Güler, konuşmasını şöyle sürdürdü;

“Öncelikle, yönetimdeki inisiyatifin sağlanması en büyük kazançtır. İyi bir girdi sistemi ve haberleşme sistemi son derece önemlidir. Haberleşme Genel Müdürlüğümüz, İstanbul için yeni bir haberleşme modelini hayata geçirmek üzeredir. Sistem üzerinde gerekli tespitler yapılmıştır. Büyükşehir Belediyemizin bu anlamda çok önemli çalışması vardır. Bir diğer konu acil müdahale kapasitesinin geliştirilmesidir. İyi bir acil müdahale gücünüz yoksa, depremlere karşı yapacağınız bir şey yok. İyi bir komuta, iyi bir koordinasyon son derece önemlidir. İstanbul’da şu anda Avrupa ve Anadolu yakasında 7 bin metrekarelik iki büyük komuta merkezi de bunun hazırlığını bitirmek üzeredir.”

Yorumlar kapalı.